İçeriğe geç

Küresel ısınma Türkiye’yi nasıl etkiler ?

Kayseri’nin Boğucu Yazında İlk Defa Gerçekten Korktum

Geçen yazın en sıcak günüydü galiba. Telefon sürekli “aşırı sıcaklık” bildirimi veriyordu ama insan bir yere kadar ciddiye alıyor. Ta ki nefes almak bile yorucu hale gelene kadar.

Kayseri’de yaz sıcakları zaten meşhurdur. Çocukken annem öğlen vakti dışarı çıkmama izin vermezdi. Perdeler kapanır, evin içi karanlık olurdu. O zamanlar bunu normal sanırdım. Yaz dediğin sıcak olurdu çünkü. Ama artık başka bir şey var havada. Sadece sıcak değil. İnsanların sinirine, uykusuna, ruhuna çöken garip bir ağırlık var.

O gün Cumhuriyet Meydanı’ndan yürüyerek eve dönüyordum. Asfaltın üstü titriyordu resmen. Ayakkabımın altından sıcak geçiyordu. Bir ara durup Erciyes’e baktım. Çocukken beyaz gördüğüm o dağın artık daha çıplak görünmesi içimi tuhaf etti.

Eskiden dedem, “Erciyes’in karı kolay kolay bitmez,” derdi.

Şimdi yaz ortasında dağ yorgun görünüyordu.

Ve ilk defa kendi kendime şunu söyledim:

“Küresel ısınma gerçekten burada. Çok yakınımızda. Belki de çok geç kaldık.”

Dedemin Bahçesi Artık Eskisi Gibi Kokmuyor

Ben günlük tutmayı çok severim. Küçük detayları yazıyorum hep. İnsanların fark etmediği şeyleri. Mesela yağmurdan önce gelen toprak kokusunu. Sabah ezanından hemen sonraki sessizliği. Çayın buharını.

Ama son iki yıldır defterlerimde aynı cümleler çoğalmaya başladı:

“Bu yaz çok bunaltıcı.”

“Yağmur garip yağdı.”

“Hava olması gerektiği gibi değil.”

Geçen sonbaharda dedemi görmek için Talas tarafındaki eski bağ evine gitmiştim. Küçücükken oraya bayılırdım. Toprak hep nemli olurdu. Elmalar canlı görünürdü. Bahçeye girince burnuma karışık bir ağaç ve toprak kokusu dolardı.

Bu sefer her şey kuru geldi bana.

Toprak çatlamıştı.

Dedem hortumla ağacı suluyordu ama yüzünde alıştığım huzur yoktu.

“Eskisi gibi yağmıyor artık,” dedi.

Sonra sustu.

Yaşlı insanlar bazen sustuğunda çok şey anlatıyor.

Bir süre beraber oturduk. Güneş batıyordu. Hava hâlâ sıcaktı. Eylül olmasına rağmen tişörtle bile terliyordum.

Dedem bir anda şöyle dedi:

“Biz mevsimleri kaybettik galiba.”

İşte o cümle günlerce aklımdan çıkmadı.

Çünkü gerçekten öyle hissediyorum. Türkiye’de artık ilkbahar çok kısa sürüyor. Kış bazen hiç gelmiyor gibi oluyor. Sonra bir anda sel oluyor, dolu oluyor, fırtına oluyor. Her şey dengesiz.

Küresel ısınma Türkiye’yi nasıl etkiler diye sorulunca insanların aklına önce kutuplar geliyor belki. Ama benim aklıma dedemin çatlayan toprağı geliyor.

Kuruyan Göller ve İçimdeki Suçluluk Hissi

Bir gece internette Tuz Gölü’nün eski fotoğraflarına baktım. Flamingoların olduğu görüntüler vardı. Sonra güncel fotoğrafları gördüm.

İçim daraldı.

Bazı yerler resmen kurumuştu.

Türkiye’de göller küçülüyor, su kaynakları azalıyor. Bunu haberlerde duyuyoruz ama insan kendi hayatına değmeyince tam hissetmiyor galiba. Ben de öyleydim.

Sonra bir gün mutfakta annemin sürekli “Suyu dikkatli kullan,” dediğini fark ettim. Eskiden bu kadar söylemezdi.

Çünkü artık korkuyoruz.

Kayseri’de bile bazı dönemler suyla ilgili konuşmalar çoğalıyor. Çiftçiler zorlanıyor. Tarım etkileniyor. Meyveler daha erken bozuluyor. İnsanlar yağışı bekliyor.

Küresel ısınma Türkiye’yi sadece sıcak yapmıyor. Susuz bırakıyor.

Ve bu düşünce beni gerçekten korkutuyor.

Çünkü su olmayınca hayatın bütün sesi azalıyor gibi geliyor bana.

Bir Akşam Elektrikler Kesildi

Temmuz ayında elektrikler gitmişti bir gece. Sıcaktan zaten bunalmışız. Camları açıyoruz ama dışarıdan gelen hava saç kurutma makinesi gibi.

Apartmandaki herkes balkonundaydı.

Alt katta oturan teyze elindeki kartonla kendini serinletmeye çalışıyordu. Çocuklar huzursuzdu. Bir bebek ağlıyordu sürekli.

O an gökyüzüne baktım.

Normalde yıldız görünce huzur bulurum ben. Ama o gece garip bir endişe hissettim.

Sanki dünya yorulmuş gibiydi.

İnsan bazen çok geç anlıyor bazı şeyleri. Klima açıp rahatlamaya çalışırken dışarıdaki hayatın değiştiğini unutuyoruz. Sonra bir gün elektrik gidiyor ve bütün konfor dağılıyor.

Sıcaktan uyuyamamıştım o gece.

Defterime şunu yazmışım:

“Doğa artık bizi uyarıyor gibi.”

Orman Yangınlarını İzlerken Ağladım

Bunu anlatırken bile boğazım düğümleniyor.

Televizyonda günlerce orman yangınlarını izlemiştim. İnsanlar kovalarla su taşıyordu. Hayvanlar kaçıyordu. Gökyüzü turuncuya dönmüştü.

Türkiye’nin farklı şehirlerinde çıkan yangınlar sadece haber gibi görünmüyor bana artık. Çünkü o ağaçların yanması sanki bizim geleceğimizin yanması gibi geliyor.

Bir videoda yaşlı bir adam ağlayarak “Ciğerimiz yandı,” diyordu.

Gerçekten öyle.

Küresel ısınma yüzünden artan sıcaklıklar ve kuraklık, yangın riskini büyütüyor. Toprak kuruyor. Ormanlar daha kolay tutuşuyor.

Ama beni en çok insanların yüzündeki çaresizlik etkiliyor.

Çünkü doğa kaybolurken insan kendini de kaybediyor biraz.

Yine de Umut Veren İnsanlar Var

Geçen aylarda Kayseri’de küçük bir çevre etkinliğine katılmıştım. Açıkçası giderken çok isteksizdim. “Ne değişecek ki?” diyordum içimden.

Ama orada benim yaşlarımda insanlar gördüm. Çöp toplayanlar vardı. Fidan dikenler vardı. Saatlerce iklim krizini konuşan gençler vardı.

Bir kız şöyle dedi:

“Belki dünyayı tek başımıza kurtaramayız ama tamamen vazgeçmek daha kötü.”

Bu cümle bana çok iyi geldi.

Çünkü son zamanlarda insan kolay umutsuzlaşıyor.

Haberleri açıyorsun:

Kuraklık.

Yangın.

Sel.

Aşırı sıcak.

Bazen geleceğin elimizden kaydığını hissediyorum.

Ama sonra küçük şeyler görüyorum.

Yanında matara taşıyan insanlar.

Daha az plastik kullanan gençler.

Bisikletle işe gidenler.

Ağaç diken çocuklar.

Belki değişim böyle başlıyordur.

Küresel Isınma Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Bence bu sorunun cevabı artık çok net.

Türkiye daha sıcak oluyor.

Daha kurak oluyor.

Mevsimler değişiyor.

Tarım zorlaşıyor.

Su kaynakları azalıyor.

Orman yangınları artıyor.

Ani seller ve aşırı hava olayları çoğalıyor.

Ama bunların hepsinden daha önemlisi şu:

İnsanların ruh hali değişiyor.

Evet, bunu kimse pek konuşmuyor ama bence sıcaklık insan psikolojisini bile etkiliyor. Sürekli bunalmış hissediyoruz. Daha gerginiz. Daha yorgunuz.

Ben bazen geceleri uyuyamıyorum sırf sıcak yüzünden. Sabah kalkınca enerjim olmuyor. Sonra düşünüyorum:

Bu daha başlangıçsa?

İşte o soru beni ürkütüyor.

Erciyes’e Bakarken İçimden Geçenler

Geçen hafta gün batımında yürüyüşe çıktım. Hava biraz serinlemişti sonunda. Uzaktan Erciyes görünüyordu.

Bir banka oturdum.

Kulaklığımda eski bir şarkı çalıyordu.

O an çocukluğumu düşündüm. Kar yağışını beklediğimiz günleri. Sobanın yanında mandalina yemeyi. Okullar tatil olacak mı heyecanını.

Şimdi kar yağınca insanlar şaşırıyor.

Bu normal değil.

Doğanın düzeni değişirken insanın anıları da değişiyor sanki.

Ve galiba beni en çok bu üzüyor.

Çünkü insan bazen geleceği değil, kaybettiği geçmişi özlüyor.

Yine de Güzel Bir Gelecek Hayal Etmek İstiyorum

Bütün bunlara rağmen içimde hâlâ küçük bir umut var.

Belki fazla duygusalım bilmiyorum ama dünyanın tamamen kötüye gitmesini kabullenmek istemiyorum.

Bir gün yeniden belirgin mevsimler yaşamak istiyorum.

Çocukların korkmadan dışarıda oynadığı yaz akşamları olsun istiyorum.

Ormanlar yansın istemiyorum.

Göller kurumasın istiyorum.

Erciyes yine bembeyaz olsun istiyorum.

Ve insanlar “küresel ısınma” kelimesini sadece haberlerde duyulan uzak bir şey gibi görmesin istiyorum.

Çünkü bu mesele artık bizim evimizin içinde.

Mutfağımızda.

Sokağımızda.

Nefes aldığımız havada.

Ben bunu Kayseri’nin sıcak bir yaz akşamında anladım.

Gökyüzü turuncuydu.

Hava ağırdı.

Ve ilk defa dünya için gerçekten endişelendim.

Doulton okurlarıyla “Küresel ısınma Türkiye’yi nasıl etkiler” konusunu paylaşmak gerçekten güzeldi. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort ,
https://www.linct.org https://komsufirin.com.tr https://sendegel.com.tr Sitemap
betcivdcasino girişilbet casinoilbet yeni girişBetexper giriş adresi güncellendibetexper.xyzm elexbet