Hukuk Garabeti: Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektifinden Bir İnceleme
Hukuk, yalnızca toplumsal düzenin sağlanmasında değil, aynı zamanda adaletin ve insan haklarının teminatı olarak da toplumların temel yapı taşlarından biridir. Ancak bazen hukuk, kendisini belirli kuralların, yasaların ve uygulamaların ötesinde bir garabet olarak gösterebilir. Peki, hukuk garabeti nedir? Hukukun bir garabete dönüşmesi, toplumların adalet ve eşitlik anlayışlarının bir yerlerde eksik kalması mıdır, yoksa bizlerin hukuk sistemini algılayış biçiminde bir bozukluk mu vardır?
Bu yazıda, “hukuk garabeti” kavramını, felsefi perspektiflerden etik, epistemoloji ve ontoloji temelinde inceleyeceğiz. Felsefe, insanın varlık, bilgi ve değerler üzerine düşündüğü bir alan olarak, hukukun adaletle ve toplumsal normlarla olan ilişkisini yeniden gözden geçirmemize olanak tanır. Farklı filozofların görüşleri ışığında, hukukun ne olduğunu, nasıl anlaşılması gerektiğini ve mevcut hukuk sisteminin ne kadar adil olup olmadığını tartışacağız.
Etik Perspektif: Hukuk ve Adaletin Sınırları
Etik, doğru ve yanlış arasındaki sınırları çizmekle ilgilidir ve hukukun temelindeki değerleri tartışırken bu alan büyük bir önem taşır. Hukuk, toplumsal düzenin sağlanmasını ve bireyler arasında eşitlik ve adaletin temin edilmesini amaçlar. Ancak etik açılardan bakıldığında, hukuk garabeti, hukukun aslında adaletsiz ve insan haklarına aykırı bir hale gelmesiyle ilgilidir.
Hukukun doğru ve adil olması gerektiği kabulü, yalnızca belirli kuralların yerine getirilmesiyle sağlanamaz. Örneğin, Cesare Beccaria, cezaların oranlı ve orantılı olması gerektiğini savunmuş, cezaların amacının yalnızca cezalandırmak değil, bireyi eğitmek ve toplumu korumak olması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak günümüz hukuk sistemlerinde bazen adaletin tecelli etmediği durumlarla karşılaşırız. Mahkemeler bazen yanlış kararlar alır, bireyler eşit bir şekilde yargılanmaz ve hukuk, kendi içinde çelişkiler yaratabilir. Hukuk garabeti, bu tür adaletsizliklerin sistematikleşmiş halidir.
Bu bağlamda, Immanuel Kant’ın adalet anlayışı önemli bir yer tutar. Kant’a göre, bireylerin hakları, evrensel bir ilkeye dayanmalıdır. Bu ilke, “her bireyin, diğer bireylerin haklarını çiğnemeden, kendi hakkını kullanması” olarak özetlenebilir. Ancak hukuk garabeti, genellikle bu tür evrensel ilkelerin hiçe sayıldığı durumlarda ortaya çıkar. Örneğin, ayrımcılık ve ırkçılık gibi adaletsizlikler, Kant’ın önerdiği evrensel haklar ilkesine zıt düşer.
Epistemolojik Perspektif: Hukukun Bilgiye Dayanma Zorluğu
Epistemoloji, bilginin doğasını, sınırlarını ve doğruluğunu inceleyen bir felsefe dalıdır. Hukuk da bir tür bilgiye dayanır: yasalar, precedanslar ve mahkeme kararları bu bilgiyi oluşturur. Ancak hukuk, bilgiyi nasıl elde eder ve ne kadar doğru bir şekilde yorumlar? İşte bu sorular, hukuk garabetinin epistemolojik boyutuna işaret eder.
Bir hukuk sisteminin doğru kararlar verebilmesi için doğru bilgiye sahip olması gerekir. Ancak bu, her zaman mümkün değildir. Hukukçular, mahkeme salonlarında belirli kanıtlara, tanıklara ve delillere dayanarak karar verirler. Ancak bu delillerin doğru olup olmadığı, toplumun hukuk anlayışına göre şekillenebilir. Foucault’nun “güç ve bilgi” ilişkisini ele alan görüşleri burada devreye girer. Foucault, bilgiyi sadece doğru olma bağlamında değil, aynı zamanda gücün nasıl şekillendirdiği ve nasıl düzenlendiği bağlamında da inceler. Yani, hukuk sistemindeki bir hata ya da garabet, bazen iktidarın bilginin doğruluğunu manipüle etmesiyle de ilgilidir.
Bunun örneğini günümüz adalet sistemlerinde sıkça görürüz. Örneğin, medya etkisiyle şekillenen halk yargısı, bazen mahkemelerin alacağı kararlara etki edebilir ve bireylerin suçlu ya da suçsuz oldukları hakkındaki bilgi, kamuoyunun algısına göre değişebilir. Bu da hukuk sisteminin epistemolojik olarak ne kadar güvenilir olduğu sorusunu gündeme getirir. Eğer doğru bilgiye ulaşmakta zorluk çekiliyorsa, bu da hukukun garabet halini almasına neden olabilir.
Ontolojik Perspektif: Hukuk ve Varlık İlişkisi
Ontoloji, varlık ve varlığın doğası üzerine düşünmeyi konu alır. Hukuk, toplumsal bir varlık olmanın ötesinde, bazen bireylerin ve toplumların varlıklarını tanımlama biçimidir. Hukuk garabeti, bazen bu varlık anlayışının bozulmasından kaynaklanır.
Hukukun ontolojik bir boyutta işlediği temel noktalardan biri, bireylerin haklarının tanınması ve bu hakların korunmasıdır. Ancak, bazı hukuk sistemlerinde, bazı bireylerin varlıkları tanınmaz veya yok sayılır. Örneğin, bazı rejimlerde, kadınların, etnik azınlıkların veya LGBTQ+ bireylerinin hakları, sistematik olarak göz ardı edilebilir. Bu da, hukukun ontolojik düzeyde bireylerin varlıklarını tanımadığı veya onları değersizleştirdiği anlamına gelir.
Hukuk, toplumda belirli normları ve değerleri oluşturarak, insanın toplumla olan varlık ilişkisini düzenler. Ancak bazı hukuk sistemlerinde bu normlar, toplumun belirli kesimlerini dışlayarak, adaletin ve eşitliğin önünü tıkayabilir. Bu da hukuk garabetinin ontolojik boyutudur. Eğer bir bireyin varlığı hukuken yok sayılıyorsa, o birey, ontolojik olarak var oluyormuş gibi değil, bir “garabet” olarak var olur.
Günümüz Hukuku ve Felsefi Tartışmalar
Hukuk garabeti, yalnızca felsefi bir mesele değil, aynı zamanda günümüzde de aktif bir tartışma konusudur. Özellikle postmodern felsefe, hukuk sistemlerini sorgulayan önemli bir perspektif sunar. Hukuk, bazen bireylerin hakları üzerinden siyasal iktidar ilişkilerinin şekillendiği bir alan haline gelebilir. Derrida’nın “hukuk ve şiddet” üzerine yaptığı çalışmalar, hukukun ne zaman ve nasıl şiddete dönüşebileceğini tartışır. Bu, hukuk sisteminin bir garabet halini alabileceği noktayı işaret eder: Hukuk, adaletin sağlanması yerine şiddet ve baskıyı meşrulaştırabilir.
Günümüzde, sosyal medyanın ve küresel iletişimin etkisiyle, “hukuk garabeti” daha da belirginleşmiştir. Çeşitli hak ihlalleri ve adaletsiz yargılamalar, dünya çapında kamuoyunun gündeminde sıkça yer almaktadır. Örneğin, politik sebeplerle haksız yere tutuklanan gazeteciler, azınlık haklarının ihlali veya çevresel adaletsizlikler gibi meseleler, hukukun ne kadar adil ve doğru işlerse işlemesi gerektiğini sorgulatır.
Sonuç
Hukuk garabeti, yalnızca bir kavram değil, toplumsal bir sorgulama aracıdır. Hukukun adaletle, doğru bilgiyle ve toplumsal normlarla olan ilişkisi, zaman zaman çelişkili ve hatalı bir hal alabilir. Etik, epistemolojik ve ontolojik perspektiflerden yapılan bu inceleme, hukuk sisteminin ne zaman bir garabet halini alabileceğini ve toplumsal yapının nasıl etkilenebileceğini anlamamıza yardımcı olur. Hukuk, her zaman adil ve doğru olmayabilir, ancak bu da onun sorgulanabilirliği ve geliştirilmesi gerektiği anlamına gelir. Belki de asıl soru şu olmalıdır: Hukuk sistemini daha adil kılmak, bireylerin varlıklarını daha fazla tanımak ve doğru bilgiye ulaşmak için ne yapmalıyız?